< Matbaa,Baskı Çözümleri - Blogcu - Sayfa 3





Kağıt nedir?

Yazı yazmak, kitap ya da dergi, gazete basmak, içine öteberi sarmak, gibi işlerde kullanılan, çeşitli bitkisel maddelerin hamur haline getirilmesinden sonra ince tabakalar halinde elde edilen madde.Yazının icadından sonra, yazılması gerekli şeylerin tespiti için, en eski zamanlarda kurutulmuş ve balmumu ile sertleştirilmiş palmiye gibi bitki yaprakları, âdi hayvan derileri, bir kamışın kabuğundan çıkarılan papirüs kâğıtları kullanılmıştır. Bugünkü şekliyle kullanılan kâğıt, ilk defa Çinliler tarafından icat edilmiş, Araplar aracılığı ile İspanyadan Avrupaya geçmiştir. Kâğıt yapımı, XIV. yüzyıldan sonra daha yaygın olmaya başlamış, bugünkü gelişmiş şekline de XVIII. yüzyılda ulaşmıştır.

Bugünkü kâğıt yapımı için kullanılan ilkel madde, kısa ipliklî selüloz hamurudur.

Kâğıt eskiden yalnız paçavradan yapılırdı. Bugün ise, paçavra, ancak iyi cins kâğıtlar için kullanılmaktadır.

Kâğıt yapımında iki önemli işlem vardır:

1 - İlkel maddelerin kâğıt hamuru haline çevrilmesi:

ilkel madde paçavra ya da odun olduğuna göre, kâğıt hamurunun kâğıt haline çevriliş işlemi değişiklik gösterir.

Paçavradan kâğıt hamuru hazırlanması için; ilkin, paçavralardan, kâğıt yapmaya yaramayan kısımlar ayrılır.

Ayıklanmış olan paçavra, sıcak sodyum hitroksitli ya da kireçli su ile yıkanır. Paçavra ipliklerinin beyazlatılması için kireç kaynağı, klor gazı kullanılır ve hamur iyice ezilir. İşte elde edilmiş olan bu hamura boya, kaolen, baryum sülfat, reçine gibi maddelerle kolalama maddeleri ilâve edilir.

Odundan kâğıt hamuru elde etmek için kâğıt yapımında kullanılacak odun olan çam ağacı, kayın ağacı, kavak ağacı toplanır. Ağaçlar silindir şeklinde kesilir, kabuğu soyulur, rendelenmek suretiyle temizlenir. Bundan sonra sıcak su buharına tutulur. Sonra da sert taştan yapılmış büyük değirmen taşların, da lifler haline getirilir. Meydana gelen bu odun hamuru havuzlarda toplanır. Odun hamuru, reçinelerden, 1inyinden temizlenir ve beyaz halde hamur meydana çıkar.

2- Kâğıt hamurunun kâğıt haline konulması :

Büyük bir havuzda, bir pervane aracılığı ile akıcı bir duruma sokulan kâğıt hamuru, büyük iki dönen silindir arasına gerilmiş ve sonsuz olarak döner bez üzerinde akıtılır. Bu bez üzerinde ince yaprak halinde ilerlerken, silindirler aracılığı ile suyunu kaybeder ve ıslak kâğıt haline gelir. Bu ıslak kâğıt, kurutma makinelerinden geçer ve tahta bir makara üzerine sarılır. Bu sarılı makaralar, kâğıt bobinlerini meydana getirir

Bu bobinler, rotatif makinelerde baskı yapan gazeteler tarafından aynen kullanılabilir. Düz baskı denen makinelerde kitap ve dergi basmak için bu bobin halindeki kâğıtlardan düz kâğıt denen kâğıtlar elde edilir. Kâğıt çeşitleri : Matbaacılıkta kâğıdın gerek cins bakımından, gerekse boy ve en bakımından büyük önemi vardır. Matbaa makineleri, belli ölçülerdeki kâğıt boylarına göre yapıldığından, bütün dünyada kullanılmakta olan kâğıt boylan değişmez ölçüler içinde bulunurlar. Bu ölçüler, rotatifler için gerekli olan bobin şeklindeki kâğıtlar ve düz makine denilen baskı makineleri için belirlidir. Milletlerarası kâğıt boyları, 57×82, 63×95, 68×100, 70×100 santimetre olarak bilinir. Rotatifler için kullanılan bobinler de, genel olarak bu ölçülerin katlanışına u. yor.

Yukarda ölçüleri verilen kâğıtların ikiye, dörde, sekize katlanmasına göre, değişik boyda kitap, gazete, dergi boyları meydana getirilir. Elinizde tuttuğunuz ansiklopedinin kâğıt ölçüsü, 68×100. forma boyu ölçüsü de 68×100 / 1/16 dır.

Kâğıtlar, cinslerine göre de ayrılırlar. Bunlar da, kuşe kâğıdı (beyaz parlak kâğıt), birinci hamur (beyaz mat)( ikinci hamur (beyaz mat), üçüncü hamur (esmer mat), illüstrasyon (resim baskısına elverişli kalın ve ağır kâğıt,) pelür kâğıdı (ince. yarı şef. raf), simili (iki yüzü parlak), yarım simili (bir yüzü parlak), verje (mat, kalın ve lifli), filigranlı (ışığa tutulunca içinde çizgiler görülen), çeşitli kalınlıkta karton ve mukavvalar.

Bu kâğıt cinslerinden başka, baskı işlerinde kullanılmayan eski ve yeni kâğıt çeşitleri şunlardır.

Çin kâğıdı : İpekten ya da bambu kamışından yapılır, ince, sarımtırak kâğıttır.

Duvar kâğıdı : Oda duvarlarını kaplamak için hazırlanmış süslü ve kabartmalı kâğıtlardır.

Çizgili kâğıt : Defter yapımında kullanılan, üzerine çizgiler basılmış kâğıt.

Resim kâğıdı : Kurşun kalem, sulu boya, çini mürekkebi ile resim yapılabilen, pürtüklü, suyu içen kâğıt

Kopya kâğıdı : Yazı makinelerin, de, ikinci bir kâğıda yazılanları çıkarmak için kullanılan arkası renkli korumuş mürekkepli bir cins özel kâğıt

Saman kâğıdı : Genel olarak san renkte, kurşun kalemle yazı yazmakta, müsvedde yapmakta kullanılan kâğıt.

Sünger kâğıdı : Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmak için kullanılan içici kâğıt.

Krepon kâğıdı : Çiçek, fener gibi şeyler yapmakta kullanılan, çekildikçe katları açılan renkli kâğıtlar.

Elişi kâğıdı : Bir yüzleri parlak, cilâlı, renkli kâğıt.

Esericedit : Yazı yazmak için kullanılan, belli boydaki birinci hamur kâğıt.

Karton Nedir ?

kâğıt hamuruyla yapılan, ayrıca içinde bir veya birkaç lif tabakası bulunan kalın ve sert kâğıt,

Tek Renkli Makineler

Bu makinelar üç silindir sistemi ile çalışır: Kalıp, kauçuk ve baskı kazanları normal olarak aynı büyüklüktedir. Bazı makineların baskı kazanı küçüktür. Kauçuk ve kalıp kazanının çapları ise iki kat çapındadır. Diğer önemli özellikleri kâğıt ebadına göre değişmektedir. Makinelar arasında başkaca kayda değer bir farklılık yoktur. Çünkü makineda yüksek baskı süratine ulaşmak ve kalite faktörleri, donanımdan tasarruf etmeyi engellemektedir.

Orta ve Büyük Ofset Makineleri

Bu gruba 50-70 cm den 110-160 cm ebadındaki kâğıtlara baskı yapabilen makineler dahildir. Bu alanda 15-20 fabrikanın ürettiği 100 ün üzerinde makine modeli bulunmasına rağmen, makinelerin konstrüktif özellikleri birbirine çok yakın olduğu için bunları kavramak, küçük ofset ve rulo ofsetlere oranla daha kolaydır.
1970 yıllarına kadar genellikle tek renkli makineler çoğunlukta idi. Fakat artık bu makineler çoğunlukla küçük matbaalar tarafından kullanılmaktadır. Kapasitesi büyük olan matbaalar tek renkli makineleri 3. veya 5. renk baskısı, yaldız baskısı veya arka baskı için kullanmaktadır. Çift renkli ve 4 renkli ofset baskı makineleri daha rasyonel basım imkanı sağlamaktadır. Tüm ofset makinelerinin ortak özelliği, kalıp, kauçuk ve baskı kazanlarının silindirik biçimde olması ve dönerek hareket etmesidir. Bu özellik, ofsetin hızlı bir baskı sistemi olmasını sağlamıştır. Boya - su dengesinin sağlanmasından doğan problemlerin ortadan kaldırılması ve renk doyumunun sağlanması için letterset denilen, fotopolimer klişelerle baskı yapan kuru ofset makineleri geliştirilmiştir. Ancak bunlarla ulaşılan kalite henüz tam tatmin edici değildir.

Matbaa Türkiyeye Dini Sebebden Dolayı Mı Geç Geldi

Matbaa Türkiye'ye Dinî Sebeblerden Dolayı Mı Geç Geldi?


Yakın zamana kadar tarihte matbaayı ilk kullanan miletin Çinliler olduğu yolunda yaygın bir kanaat vardır. Halbuki son araştırmalarda elde edilen bulgular, matbaayı Çinliler’in keşfetmediklerini, bunu Uygur Türkleri’nden alarak geliştirdiklerini ortaya koymuştur.

Paris’teki Bibliotheque Nationale’de Milâdî 9. asırdan kalma bir takım basılı Uygur metinleri vardır. Bu metinler, dinî mahiyettedirler. (1)

İngiliz bilgini Carter de, dünyada var olan en eski matbaa harflerinin Uygur dilinde olduğunu savunmuştur. Bunlar, sert, dayanıklı ağaçtan yapılmış ve hareket ederek basım yapan harflerdir. (2)

Türkler tahta harflerden dizgi usulü ile baskı yaptıkları sırada Çinliler, ancak blok baskıyı biliyorlardı. Yani, basılacak metin yekpâre bir blok üzerine kazınıp basılıyordu. Bu yüzden genellikle baskı işlerini Türkler’e sipariş vererek yaptırdıkları sanılmaktadır. Türkler’in oturduğu bölgelerde bulunan Çin dilinde yapılmış çeşitli baskılar, bunu göstermektedir (3)

Çinliler daha sonra Türkler’den dizgi usulünü öğrendiler. Bunu geliştirerek, ilk defa 1041’de tahta harfler yerine demir harfler kullanmaya başladılar (4).

Matbaa, Batı’dan Önce İslâm Âleminde Kullanılmıştır.
Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’nin bulup Çinliler’in geliştirdiği matbaacılık, daha sonra İslâm âleminde kullanılmaya başlanmıştır.

Matbaanın Avrupa’ya geçmesi ise, Haçlı seferleri yolu ile ve Endülüs İslâm Devleti kanalı ile olmuştur. Prof. Risler, “La Civilisation Arabe” adlı eserinin 171. sayfasında şöyle demektedir:

“Kumaşların üstüne tahta kalıpları basma usûlünü Haçlılar’ın Mısır’da öğrendikleri ve Mısırlılar’ın çoktan beri vâkıf oldukları bu san’atın da Avrupa’da matbaacılığın teşekkülüne sebep olduğu muhakkaktır. O sırada aynı san’at Endülüs’te çok ileri gitmişti.

Kurtuba’da 3. Abdurrahman’ın kâtibi, resmî vesikaları henüz mekanizması keşfedilmemiş olan ibtidaî bir matbaa sayesinde teksir ediyordu” (5).

Prof. Dr. Philip K. Hitti de, aynı hususu te’yid eder. D. Sigrid Hunke, bu matbaada sadece resmî evrakların değil, para ve diğer kâğıtların da basıldığını söyler (6)

Matbaacılığın Batı’da Gelişmesi

Dizgi yoluyla baskıyı, Batı’da bir meslek şeklinde ilk kullanan Gutenberg’dir. Bu yüzden yanlış olarak matbaanın mucidi sayılmıştır.

Gutenberg, 1400 yılında Meinz’de doğmuş, 1444 yılında yine Meinz’de kurşun ve kalay karışımından harfler dökmeye başlamış, 1450 yılında da ilk matbaasını kurmuştur.

Bundan sonra matbaa Avrupa’da hızla yayıldı. 1470’de Köln’de ve daha sonra Almanya’nın bütün şehirlerinde matbaalar açıldı. İtalya’da ilk matbaa 1465 yılında; Fransa’da 1470 yılında, Londra’da da 1477 yılında açıldı. İngilizler, 1639 yılında da matbaayı Amerika’ya götürdüler (7).

Osmanlı’da İlk Matbaa

Osmanlı Türkleri XV. yüzyılda İtalya’da basılan Arapça ve Farsça bazı kitapları görmüşlerdi.
İstanbul’da ilk matbaayı 1492 yılında Yahudiler açtılar. Bu matbaada İbranice eserler, Tevrat, dilbilgisi, tarih kitapları basılırdı.

Yahudiler’den sonra matbaacılığa Ermeniler el attılar.

Osmanlı uyruklu Ermeniler, 1565-1923 yılları arasında 194 matbaa açmış, 598 gazete ve dergi çıkarmış, 4000’i aşkın da kitap basmışlardı (8).

Maksurîzâde, Netaicü’l-Vukuat adlı eserinde, 1587 yılında Sultan 3. Murad’ın Arapça yazılarla kitap bastırmak ve gümrük ödemeden böyle eserleri Türkiye’ye sokup satmak hususunda bir yabancıya ferman verdiğini belirtti.

İlk Türk Matbaasının Açılması

Sultan 3. Ahmed devrinde, Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından Fransa’ya gönderilen Sait Mehmet Efendi, Paris’te matbaacılığı yakından inceleme imkânı bulmuştu. 28. Çelebi Mehmed’in oğlu olan Said Mehmet Efendi, matbaanın sağladığı faydaları yerinde görüp öğrenince, yurda dönüşünde bu konu ile ilgili bazı çalışma ve temaslara başladı. Konuya yabancı olmayan Macar asıllı İbrahim Müteferrika adlı zat da (1674-1742) bu çalışmalara katıldı.

Nihayet, Mehmed Said Efendi ile İbrahim Müteferrika, birlikte yazdıkları bir dilekçeyi devrin sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa’ya sundular. Dilekçede, baskı yoluyla fakir öğrencilere ucuza, hatasız kitap te’min edilebileceği izah ediliyordu. Bu büyük yeniliğe eskiden beri taraftar olan sadrazam, kurdurttuğu bir komisyona, teklifi inceletti. Şeyhü’l-İslâm Abdullah Efendi’nin de verdiği müsbet fetva ile, artık matbaanın kurulmasına hiç bir mani kalmamış oluyordu.

Sultan 3. Ahmed, 1726 tarihinde neşrettiği bir ferman ile Şeyhü’l-İslâm’ın fetvasına dayanarak gerekli izni verdi. Gerekli izni alan İbrahim Müteferrika, matbaasını, Sultanahmed semtindeki kendi sokağında açtı. Dârü’t-Tıbaatı’l-Ma’mure adı verilen bu matbaada ilk basılan eser, bir sözlük idi. İsmail Cevherî adlı bir âlimin yazdığı “Sihah-ı Cevheri” adlı eseri, Vanlı Mehmed Efendi Osmanlıca’ya tercüme etmişti. Gerekli görüşmelerden sonra, bu kıymetli eserin Kitab-ı Lügat-ı Vankulu adı altında basılarak yayınlanmasına karar verildi.

Türk Matbaacılığının Gecikme Sebebi Dini mi?

Matbaacılığın 15. yüzyıl ortalarında Avrupa’da yayılmasına rağmen Osmanlı’da 1727’ye kadar gecikmesinin en mühim sebebi; gerek İstanbul’da gerek taşrada hattatlıkla geçinenlerin çok büyük bir sayıya ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Yani sebep büyük ölçüde ekonomiktir. Mes’elelerin bazı çevrelerce iddia edildiği gibi gericilikle, yobazlıkla bir ilgisi yoktur.

Osmanlı Askerî Kuruluşunu Avrupa’da tanıtan Kont Marsigli, kendisinin İstanbul’da bulunduğu zaman şehirde 90 bin hattat’ın olduğunu söyler. Yani 90 bin ailenin el yazısı ile geçinmesi söz konusudur. Padişahlar, bu kadar insanı işsiz bırakmanın sosyal ve ekonomik bazı buhranlara yol açmasından çekindikleri için, yerli matbaalara izin vermemiştir.

Matbaacılığın birden kabûlü, böyle büyük bir zümreyi işsiz bırakmak demekti. Bu yüzden ilk Türk matbaasının açılmasına izin verilirken, dinî eser basmamak kaydı konulmuştu.

Zaten, Avrupa’da basılmış Türkçe, Arapça ve Acemce eserlerin 3. Murad devrinden itibaren, padişah fermanı ile Türk piyasasında arzedilmesi de, mes’elenin taassupla bir ilgisi olmadığını apaçık göstermektedir.
Matbaacılığın geç girdiği başka devletler de vardır (9).

Yukarıda belirttiğimiz ekonomik sebepten ayrı olarak şu 2 endişenin de Türk matbaacılığının gecikmesinde bir ölçüde rol sahibi olduğu ileri sürülmüştür:

1— Dinî kitapların baskı sırasında gerekli saygıyı görmemesi endişesi...
2— Yazma kitapların san’at değeri ve estetik güzelliği yanında, basılı eserlerin rağbet bulmama endişesi... Nitekim ilk zamanlar, basılmış eserler daha ucuz ve hatasız olduğu halde, pahalı yazma nüshalar, onlara tercih edilmiştir...

« Önceki :: Sonraki »

Resimler,Şarkı Sözleri,Albümler,Videolar,Teknoloji travesti Şiir Tadında Hayat Yaşamak Bedirhan Gökçe Domain Satış Platformu travesti şarkı sözleri

Masallar Hikayeler benımkıler bukadar sex hikayeleri sex hikayeleri sex hikayeleri porno izle porno izle porno izle Divx